tataristan
26/2/2007 · Kategori: sehirler ulkeler
Federasyon içindeki ikinci büyük etnik ve dini grubu teşkil ederler. Önemli şehirleri Bugulma, Almetyevsk, Çistopol'dur. Nüfus yoğunluğu 54'tür. Nüfusun % 48'ini Tatarlar, % 43'ünü Ruslar, % 4'ünü Çuvaşlar, % 5'ini diğer milletler meydana getirir.
Başkent Kazan 1000 yıllık bir şehirdir ve ilginç mimarisiyle ilgi çekmektedir, başkentte Avrupa'nın en büyük camisi Kul Şerif'i bulunur.
Coğrafik özellikler
Tataristan toprakları genelde alçak ve engebelidir. Volga Irmağının batısında yüksekliği 235 metreye ulaşan arazi Volga Tepelerinin en kuzey ucunu meydana getirir. Doğu'da Ural Dağlarına doğru yükselen bölgenin güneydoğusunda, yaklaşık 338 m yükseklikteki Bugulma-Belebey Platosu yer alır. Volga Irmağı bölge topraklarının batı ucundan kuzey-güney doğrultusunda akar. Toprakların büyük bölümünü Volga'nın bir kolu olan Kama Nehri sular. Vyatha ve Byelaya nehirleri Kama Nehrinin en önemli kollarıdır.
Tataristan'da kara iklimi hakimdir. Kışlar uzun ve sert, yazlar ise sıcak geçer. Senelik yağış miktarı ortalama 420-510 mm'dir.En çok yağış yaz aylarında görülür.Kar kalınlığının 60 santimetreye ulaştığı olur.
Cumhuriyet topraklarının % 16'sı ormanlarla kaplıdır. Nehir kenarlarındaki taşkın ovalarında geniş çayırlar yer alır.
Kazan Tatarları, İdil-Kama Bulgarlarıyla 13. yüzyılda Orta Asya'dan bu bölgeye gelen Kıpçak Türklerinin torunlarıdır. Bir Türk boyu olan Bulgarlar 7. asırda bu bölgeye yerleşmeye başladılar. Dokuzuncu asırda bir devlet kurdular. İslamiyeti resmen 922'de kabul ettiler. Moğol istilasından sonra bölgede kurulan Altınordu Devletinin hakimiyeti altına girdiler. On beşinci asrın ikinci yarısında Altınordu Devleti yıkıldı ve hakim olduğu bölgelerde Kazan, Kırım, Kasım, Astırahan, Sibir Hanlıkları ve bağımsız Nogay Uruğları ortaya çıktı. Uzun mücadelelerden sonra Ruslar Kazan Hanlığını yıkarak bölgeye hakim oldular (15 Ekim 1552).
On sekizinci asırda Müslüman Tatarlar, Rusların siyasi iktisadi ve dini baskıları yüzünden yurtlarını terk ederek bugünkü Başkortostan'a Urallara ve ötesine göç etmek mecburiyetinde kaldılar. 1774'te çıkan Pugaçev isyanı sonunda Tatarlar, Ruslardan bir takım dini ve ticari serbestlik aldılar. 1789'da yayınlanan bir kararnameyle Orenburg'da müftülük kuruldu ve İslamiyet resmen Ruslar tarafından tanınmış oldu. Bu durum ancak yarım asır sürdü. 1860'lı yıllarda Tatarlar devletin Hıristiyanlaştırma ve Ruslaştırma politikalarına ufak çapta isyanlarla cevap verdiler. Bir kısmı da çeşitli bölgelere ve Anadolu'ya göç ettiler Fakat buna taviz vermediler.
1917 İhtilali Rusya'da çarlığın devrilmesine ve geniş politik faaliyetlere sebep oldu. Bütün Rusya Müslümanlarının kurultayı toplandı ve ilk defa çarın tayin etmediği bir müftü seçildi. 1917 Haziran ayında Kazan'da toplanan kurultaydaysa “İç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk-Tatarlarının” medeni muhtariyeti ilan edildi. Ardından 120 kişilik Millet Meclisi için seçimler yapıldı. Bu meclis 29 Kasım 1917'de İdil-Ural Devleti projesini ilan etti. Bu Devlet 1918'de Bolşevikler tarafından ortadan kaldırıldı. Bolşevikler Sovyet Sosyalist Tatar-Başkurt Cumhuriyetini kurduklarını açıkladılar. 23 Mart 1919'da Başkurt, 27 Mayıs 1920'de de Tatar muhtar cumhuriyetleri kuruldu. Böylece Tatar Başkurt Cumhuriyetinin yerine iki ufak muhtar cumhuriyetin kurulması bölgede Türk birliğinin parçalanmasına sebep oldu.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılması sürecinde, 1990'da Tataristan'da tam siyasi bağımsızlığını ilan etti. Rusya'dan ayrılma niyetini bildirince Rusya Parlamentosu buna ret cevabı verdi. Bu bağımsızlık halen hiçbir devlet tarafından tanınmamıştır. Rusya Federasyonu içerisinde Tataristan Cumhuriyeti olarak bulunmaktadır.
Eğitim
Eğitim Tatarca ve Rusça yapılmaktadır. İlk ve orta öğretimde Tatarca, yüksek öğrenimde ise Rusca kullanılır. Ülkede okuma-yazma bilmeyen yoktur.Ülkede 13 üniversitede, 70.000 öğrenci bulunmaktadır. Kazan Üniversitesi, Avrupa'nın üçüncü en eski üniversitesidir.Kazan Üniversitesi 1804'te kurulmuştur.Üniversiteye bağlı 8 fakülte vardır. Tatarlar genelde müslüman bir toplum olmakla beraber evrensel insanlık değerlerini benimseyebilmiş farklılıklara açık aydın bir toplumdur.
Ekonomi
Tataristan tarım ve sanayi ülkesidir. Tatar ekonomisi tarım ve hayvancılığa bağlı olmakla birlikte, endüstri de gelişmiştir. Deri, kumaş, metal işleme ve petrol üretimi, doğal gaz, uçak fabrikası, bilgisayar ve optik aletler fabrikaları bulunmaktadır. Ortalama yılda 100 milyon ton petrol üretmektedir.
Ülkenin en büyük tabii zenginliği petrol ve doğal gazdır. Petrol ve doğal gaz Elmet, Leningorsk, Alabuga, Mendelyevsk şehirlerinde çıkarılır. Çıkarılan petrol boru hattıyla Moskova, Perm, Gorkiy, Kuybişev, Yaroslav, Rezon ve Başkırdistan'daki rafinerilere gönderilir. Petrol ve doğal gaz sanayiinin yanında kimya ve petrokimya sanayii de gelişmiştir. Kimya fabrikalarında polietilen, aseton, sentetik kauçuk, film gibi dört bine yakın kimyevi madde imal edilmektedir. Ayrıca Kazan'da uçak, bilgisayar, kamyon ve dizel motor fabrikaları vardır.
Ülkede tarım faaliyetleri eski Sovyetler Birliğinin diğer bölümlerinde olduğu gibi devlet çiftliği (Sovhoz) ve kollektif çiftlik (Kolhoz) ler tarafından yürütülür. Başlıca tarım ürünleri çavdar, buğday, mısır, bunak, keten, şekerpancarıdır. Ayrıca sebzecilik ve meyvecilikle, hayvancılık ve buna bağlı olarak mandıracılık gelişmiştir.
Tataristan'da ulaşımda nehirlerden faydalanılır.Irmak limanlarıyla Moskova ve Volga havzasının diğer şehirlere düzenli yolcu taşımacılığı yapılır. Demiryolu ulaşımı fazla gelişmemiştir. Ülkenin kuzeybatı ve güneydoğu ucundan Moskova ve Urallara uzanan iki ana hat geçer. Birçok merkeze karayolu bağlantısı vardır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
hormonlar
26/2/2007 · Kategori: insan vucudu
Sağlıklı bir yaşam için çok önemli olan hormonlarımızın eksikliği durumunda dışarıdan takviye yapılması gerekir.
Vücudumuzun gizemli bileşenleri: Hormonlar. Hiç farkında olmadığınız halde, vücudumuza her an binlerce emir gelir gider ve yaşamınızı en uygun ve en kolay hale getirir. Bu sinyaller, metabolik faaliyetlerimizin düzenlenmesi amacıyla bizi hastalıklardan koruyan hormonlarımızın salgılanma veya baskılanması yönünde uyum içinde iletilir. Sağlıklı bir yaşam için çok önemli olan hormonlarımızın eksikliği durumunda dışarıdan takviye yapılması gerekir.
Öyle ise hormon nedir?
Vücutta bulunan bir çok organların salgıları doğrudan doğruya kana karışır. Endokrin adı verilen bu organların salgıladıkları etken maddelere hormon denir. Selye (1947) hormonları şöyle tarif etmiştir. “Hormon belirli hücreler tarafından yapılan ve aktivitesini etkilediği uzak yerdeki hücrelere, kanla taşınan bir fizyolojik-organik bileşiktir” Hormonlar vücut regülatörleridirler. Vücudun düzenli çalışması için mutlaka lüzumludurlar. Hormon terimi ilk defa Bayliss ve Starling tarafından ince bağırsak mukozasından sekretin salınımını göstermek üzere 1902 yılında kullanılmıştır. Hormon terimi yunanca kökenden gelmekte ve uyarmak, canlandırmak manasına gelmektedir.
Hormonların Hareketine Örnek; Heyecanlandığınızda veya korktuğunuzda, sinir hücrelerimiz derhal sinyal sistemini uyarır ve büyük bir hızla ve yolunu şaşmadan hedefe ulaşarak böbrek üstü bezlerinizi hareketlendirir. Mesajı alan böbrek üstü bezleri adrenalin hormonu salgılar. Adrenalin hormonu ise kana karışarak, neredeyse bütün vücudu alarma geçirir. Sindirim organlarının hareketlerini engeller ve sindirme sürecini durdurur. Böylece sindirime katılmayan önemli miktarda kan, kasları beslemek üzere boşta kalmış olur. Aynı zamanda kalbin ritmi hızlanır, kan basıncı artar. Akciğerlerin bronşları genişleyip, oksijen girişini ve kanın oksijenle beslenmesini hızlandırır. Kandaki şeker miktarı artar. Bu da kaslara fazladan enerji sağlar. Nihayet gözbebekleri genişler ve gözlerin ışık uyarımlarına karşı duyarlılığı artar. Bütün bu etkiler bir araya geldiğinde ise, bir insan ister kaçma, ister savunma, isterse de saldırma durumuna geçmek üzere olsun, her durumda büyük bir performans göstermeye hazır duruma gelir.
Hormonlar hangileridir?
Bilinen en başlıca hormonlar, hipofiz bezinden denetlenenler ve diğerleridir. Hipofizden denetlenen hormonlar tiroid hormonu, kortizol hormonu, büyüme hormonu, prolaktin, seks hormonları ve su dengesinde rol alan hormonlardır. Ayrıca eksikliğinde diyabet hastalığı (şeker hast.) oluşan insülin ve insülinle koordine olarak salgılanan glukagon, adrenalin, büyüme hormonu, kortizol gibi hormonlar, vücuttaki kalsiyum dengesini sağlayan paratiroid hormonu, sindirim sistemindeki sindirime yardımcı sayısız hormonlar akla gelir.
Hormonlar, vücudun gizli patronlarıdır. Dış görünüşümüzde, ruhsal dengemizde, fiziksel aktivitelerimizde, organlarımızın çalışmasında ve hatta kilolarımızda bile hormonlarımızın etkisi vardır. Erkek ve kadınlarda oranları birbirinden farklı olsa da aynı hormonlar bulunur. Kadınlık ve erkeklik hormonu olarak da isimlendirilen testesteron ve östrojen kadınları erkeklerden, erkekleri kadınlardan ayıran en önemli hormonlardır.
Hormonal hastalıklar neledir?
Hipofiz, tiroid, paratiroid, böbreküstü bezi, over ve testis gibi salgı bezlerinden hormonların az veya cok salgılanması hormon hastalıklarını olusturur. Diyabet, obezite, beslenme, metabolizma bozuklukları, kemik erimesi, lipid (kolesterol, trigliserid), ürik asit yüksekliği, polikistik over hastaliği, tüylenme gibi sorunlar ile karşılaşmak mümkündür.
Laboratuarımızda yapılan hormon testleri nelerdir?
Hormon testlerinin hizmeti, Memorial Hastanesi Klinik Laboratuvar bünyesinde 24 saat süreyle verilmektedir. Geniş bir test paneline sahip olup her türlü hormonal tetkik ve beraberinde uyarma-baskılama testleri de yürütülmektedir. Bu alanda kesintisiz hizmet vermek üzere üstün analitik performansa sahip iki adet cihaz kullanılmaktadır. Tüm laboratuvarlarımızda internal ve eksternal kalite kontrol programları da uygulanmaktadır. Hastanemiz Klinik Laboratuvar’ ına gelen testler mümkün olan en kısa süre içinde çalışılıp sonuçlar yazılı olarak aynı laboratuvardan alınabilindiği gibi Laboratuvar Bilgisayar Sistemi aracılığı ile onaylandığı anda isteği yapan servis veya poliklinik tarafından da izlenebilmektedir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
köpekgiller
25/2/2007 · Kategori: hayvanlar
Köpekgiller (Canidae), etçiller (Carnivora) takımına ait bir familya.
Köpek, kurt, tilki ve çakal türleri köpekgiller familyasını oluştururlar. Köpekgiller dünyanın her kıtasında yaygındır. Eskiden Avustralya, Yeni Zellanda, Yeni Gine, Madagaskar ve Güney kutbunda bulunmazlardı ama son binyıllar içerisinde insanların yardımıyla buralarada yerleşebilmişlerdir.
Familyanın büyük bir farkla en yaygın ve en tanınmış mensubu olan köpeğin (Canis lupus familaris) insanların elinde geliştirilmiş 300 civarında birbirlerinden çok farklı görünümlere sahib ırkları bulunmaktadır. Bu yüzden familyanın en büyük ve en küçük mensubları köpek ırkları arasında bulunabilir. Ancak doğal köpekgil türlerinin arasında en küçükleri (40 cm + 25 cm kuyruk. 1,5 kg) uzun kulaklı çöl tilkisi ve en büyükleri (160 cm + 52 cm kuyruk. 80 kg) kurdun Alaska ve Kuzey Avrupada bulunan bir alt türüdür.
Ortak özellikleri
Köpekgillerin daima uzun ve yassı bir kafatası, genelde 42 dişleri vardır; sadece çalı köpeği, Asya yaban köpeği ve iri kulaklı tilkinin diğerlerinden farklı olarak 44 dişi olur. Diş ve çene yapıları koparmak ve çiğnemek için tasarlanmış gibidir. Herşey yiyici hayvanlardır, ama en çok et ile beslenmeyi severler.
Parmaklarının üzerinde yürürler. Ön ayaklarında 5 ve arka ayaklarında 4 parmakları bulunur. En mühim duyu organları burunlarıdır. Koku alma kabiliyetleri çok iyi gelişmiştir.
Evrim tarihi
Köpekgillerin ilk ataları 60 milyon evvel Kuzey Amerika'da ortaya çıktığı düşünülür. Ancak bu "Miacis" cinsini oluşturan ilk ataları, uzun vucutlu, kısa bacaklı, kedilerde olduğu gibi tırnaklarını içeriye çekme yeteneğine sahip ve ayılar gibi ayak tabanlarına basarak yürüyen küçük hayvanlardı. Bu yüzden Miacis cinsinden aynı zamanda kedigiller, sırtlangiller, sansargiller, rakungiller, misk kedisigiller ve ayıgiller familyalarının da türemiş olduğu kabul edilir.
15 milyon yıl evvel bugünki köpekgillere daha çok benziyen bir cins ortaya çıkmışdır; Tomarctus. Bu cinsin bacakları daha uzun, ayakları daha toplu, ağızı daha uzun ve beyini Miacis cinsinkinden çok daha büyük olduğu ve hatta yaşam şeklide bugünki köpekgillere benzemiş olduğu tesbit edilmişdir. Bu cinsden bütün köpekgillerin türediği kabul edilir.
Canis cinsinin en eski fosilleri 2 milyon yaşındadır ve Avrasyada bulunmuştur.
Türkiye'nin köpekgilleri
- Kurt (Canis lupus)
- Köpek (Canis lupus familaris)
- Altın çakal (Canis aureus)
- Kızıl tilki (Vulpes vulpes)
Bazı kaynaklara göre Asya yaban köpeği'de Türkiye'nin kuzeydoğusunda görülmüştür, ama bu haberler henüz emin olabilecek nitelikte değildr.
Ayrıca korsak tilkisi, rakun köpeği ve kum tilkisinin Türkiye'de bulunma ihtimalleri vardır ama bu fikirlerin herhangi bir kanıtı yoktur.
Sınıflandırma
Köpeğe benzeyen türleri ve tilkiye benzeyen türleri köpekgiller familyası içersinde iki ayrı kol altında toplamak amacı ile Vulpini ve Canini adında iki oymağa ayrılırlar. Ancak buna rağmen Canini oymağında (asıl köpekler) tilkiye benzeyenler ve Vulpini oymağında da (asıl tilkiler) köpeklere benzeyenler bulunur.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Su aygırı
23/2/2007 · Kategori: hayvanlar
Su aygırı (Hippopotamus amphibius), Nil aygırı olarak da bilinir, Hippopotamidae (Hippopotamidæ) familyasından çok büyük memeli bir otobur hayvandır. Bu familyanın diğer türü ormanda yaşayan küçük aygırıdır. (Choeropsis liberiensis)
Bilimsel ismi olan Hippopotamus, yunanca ἱπποπόταμος -Nehiratı (ἵππος = hippos - At ve ποταμός = potamos - nehir) kelimesinin latince şeklidir. İsmine rağmen su aygırı, atlardan çok balinalara ve yunuslara daha yakın akrabadır . Nil aygırı adı, ilk su aygırlarının bugün alt kısımlarında artık türü kurutulmuş olan Nil kıyılarında keşfedilmiş olmasına dayanmaktadır.
Özellikler
Yetişkin bir su aygırının omuz yüksekliği 1.50 m, vücudu 4.50 m uzunluğundadır ki bundan, gövdeye basık kuyruk 50 cm pay alır. Su aygırı 2700 ile 4500 kg ağırlığındadır. Böylelikle gergedanlarla birlikte fillerden sonraki en büyük ikinci kara hayvanı konusunda rekabet halindedir. Bir su aygırı belli durumlarda saatte azami 48 km/sa. hıza ulaşabilir.
Su aygırı'nın kafası çok büyük, geniş, basık, ve 450 kg'a kadar ulaşan ağırlıktadır. Kulaklar, gözler ve burun delikleri kafa profilinde oldukça yükselmiştir. Böylelikle hayvan su yüzeyinin alltında yüzer ya da dinlenirken, sadece bu organlar sudan yükselirler.
Su aygırlarının 44 dişi vardır. Her iki yanda da 3 kesici diş, bir köpek dişi, dört öğütücü azı ve üç azı dişi bulunur. Alt çenedeki kesici dişler hemen hemen domuzlardaki gibi yatay dururlar ve devasa bir tehtit oluştururlar. Yukarıdaki köpek dişlerine karşı işleyip, karşılıklı birbirlerini keskinleştirerek tehlikeli bir silah olurlar.
Kısa bacakları üzerindeki fıçı şeklindeki gövdesi hemen hemen çıplaktır. Gri-siyah deri rengi, deri çizgilerinde ve göz, kulak bölgesi çevresinde pembeleşir.
Dağılım
Tarihi zamanlara kadar su aygırı, Afrika'da Sahara'nın güney kesimlerinin yanında, Nil bölgesinde ve 3500 yıl önce ortadan kalktığı Mezopotamya ve Kuzeybatı Afraika'da da yaşamıştır. Ürdün Vadisi'nde daha 2000 yıl öncesine kadar bulunurdu. Bugün sadece, Afrika'da Sahara'nın güneyinde Aşağı Nil ve Kap bölgesi gibi geniş alanlarda yaşar ve Batı Afrika'nın geniş alanlarında kökü kurumuştur. Yavaş akan, kıyı şeridi ve kumsalı olan her büyüklükte akarsularda, ısısı 18 ve 35 °C aralığında sularda bulunur. Otlamak için, akarsuyun yakın çevresinde otluk bölgelere ihtiyaç duyar.
Aşağıdaki koruma alanlarında su aygırları gözlemlenebilirler: Ndumo, Krügerpark, Moremi Game Reserve, Chobe, Mana Pools, Kafue, Südluangwa, Upemba, Tsavo, Arusha, Manyarasee, Ngorongoro, Salonga, Ruwenzori, Virunga, Murchinson Şelaleleri, Kraliçe Elizabeth, Meru ve Massai Mara, Malavi Gölü, Malombe Gölü, Shire Nehri, Zambezi.
Yaşam tarzı
Su aygırları Okullar olarak tabir edilen (ing. "Hippo Schools") 20 ye kadar hayvandan oluşan gruplar halinde yaşarlar. Grupların su ve karada sabit olarak sınırlandırılmış egemenlik alanları vardır. Alanın işaretlenmesi, erkek tarafından dışkısını dairesel kuyruk hareketi ile fırlatamasıyla olur. Yaşlı erkekler bazen tek başlarına olsalar da alışılmış olan, gruba liderlik yapmasıdır. Gruplar, dişiler ve yavrular bazen de genç erkeklerden oluşur.
Erkekler birbirlerine karşı kontrol alanlarını sert şekilde savunurlar. Birbirleriyle rekabet eden erkekler, hatta ölümle de bitebilen ağır kavgalar yaparlar.
Su aygırları, suda bir hayata çok iyi uyum sağlamışlardır. Karada terleme suretiyle çok su kaybederken çok hızlı güneş yanığı olurlar. Suyun ve güneşin etkilerinden, uyarıldıklarında kuvvetli bir şekilde salgılanan pembe rengi sümüksü bir salgı ile korunurlar. Suyun altına sıkça burun deliklerinin üstüne kadar dalarlar. Bu delikler kapandığından, su aygırı rahatça 10 dakika su altında kalabilir. Su aygırları hayatlarını su içinde geçirselerde esasında kötü yüzücüdürler. Çoğunlukla akarsuyun zemininde yürür ya da kendilerini suya taşıtırlar.
Genelde geceleri karaya çıkarlar ve düzlüklerdeki otları yerler. Günlük bitki ihtiyacı 50 Kg tutar. Yavaş akan nehirlerin yakınında bulunan, yeşil düz çimleri hatırlatan alanlar, su aygırlarının otlak alanlarıdır. Bu otlaklara ulaşmak için yine de günlük beş ile on kilometrelik mesafeyi geride bırakırlar. Bu esnada gruplar düzgün patikalar oluşturur (İng:"Hippo Trails").
Aslan ve timsahlar genç su aygırlarına saldırsalar da, gençler yetişkinler tarafından korunduklarından ender olarak başarıya ulaşırlar.
Üreme
Su aygırları kuraklık zamanının başlagıcında çiftleşir ve sekiz aylık bir gebeliğin ardından yağmur zamanı tek bir yavru doğururlar. Doğum da döllenme gibi su içinde gerçekleşir. Döllenme sırasında dişi nerdeyse tamamen suya bastırılır ve sadece hava almak için yüzeye çıkar. Yeni doğan aygır 30 ile 50 kg arasında olup, doğumdan hemen sonra yürüyebilir ve kendini zeminden su yüzeyine itebilir. Anneler su içinde yavrularını emzirdikleri ve yavrunun gece otlamaya giden annesini takip edebilmesi için bunu yapabilmeleri gerekliliktir. Yavrusuna şekil vermek, kendisine bağlamak için anne yavrusunu, ilk günlerde özellikle güçlü bir şekilde savunur ve hiçbir su aygırını yaklaştırmaz. Sonradan ikisi de gruba katılır. İlk haftalarda yavru sadece anne sütü ile beslenir, yavaş yavaş buna bitkisel besinler eklenir. Yaklaşık bir yılın sonunda genç, sırf bitkisel gıda ile beslenir. Genç bir hayvan yedi yıla kadar bir süre annesinin çevresinde kalır. Yaklaşık 6 yıl sonra genç dişi su aygırı cinsel erginliğe ulaşır. Dişiler her iki yılda bir ürerler. Erkekler 6 ile 8 yıl arasında ergenliğe ulaşsalar da kendilerine ait bir alanları olmaz. Bu yüzden 20 yaşında veya daha geç çiftleşirler.
Vahşi hayattaki su aygırları 30 ile 40 yıl yaşarlar. Alışılmışın dışında uzun yaşayarak 53 yaşına ulaşmış su aygırı bullette(1952–2005) yılları arasında, Berlin Hayvanat Bahçesi'nde yaşamıştır.
İnsanlar ve su aygırları
Su aygırları, lezzetli etleri, fildişine benzer dişleri ya da sadece zevkine insanlar tarafından her zaman avlanmışlardır.
Su aygırı yaygın görüşün aksine barışçıl bir hayvan değildir. Afrika'da timsah ya da aslan gibi pek çok büyük hayvandan daha fazla ölüm vakasına sebeb olur. Saldırı sırasında başını kafasını bir şahmerdan gibi kullanırken, 50 cm bulan köpek dişleri aynı şekilde tehlikeli silahlarıdır. Bunlar yetişkin bir timsahı bir ısırıkta ikiye ayırabilirler. Su aygırı kayıklara saldırmaktan da çekinmezken, küçük olanlarını ters-yüz edebilecek durumdadır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
ilginç bir icat
16/2/2007 · Kategori: makinalar
Hypersonic Sound System:Yeni İcat Reklamcıların İlgisini Çekti!
ABD'li mucit Woody Norris'in Hypersonic Sound System (HSS) adını verdiği yeni buluşu büyük şaşkınlık yarattı. HSS sistemi, ses dalgalarını 140 metreden kulağa gönderiyor.
İşin ilginç yanı, çevre ne kadar kalabalık olursa olsun ses yalnızca hedef alınan kişinin kulağına gidiyor. Hedefe kilitlenen cihaz koşu yapan kişinin kulağına kapağı açılan gazoz veya bardağa atılan buzun sesini gönderiyor. Gönderilen ses çevredeki diğer insanlar tarafından duyulmuyor. Sadece koşu yapan kişi gazoz ve buzun sesini duyuyor. Aynı şekilde film ve müzik endüstrisi de Norris'in buluşuna ilgi gösterdi.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::
Son Yazılarım
Kategorilerim
Arkadaşlarım
- candan
- afacanlar
- iremkiz
- magicdesignhayaleturet
- bilimcocuk
- miracmert
- mehmet gelir
- indirkullan
- nurmumin
- sdbloom
- winxvegruphepsi
- crazypink
- haylazlarkizlar
- cerenoztepe
- 12sude
- muratersenn
- sevinlibebek
- bilimyurdu