köpekgiller
25/2/2007 · Kategori: hayvanlar
Köpekgiller (Canidae), etçiller (Carnivora) takımına ait bir familya.
Köpek, kurt, tilki ve çakal türleri köpekgiller familyasını oluştururlar. Köpekgiller dünyanın her kıtasında yaygındır. Eskiden Avustralya, Yeni Zellanda, Yeni Gine, Madagaskar ve Güney kutbunda bulunmazlardı ama son binyıllar içerisinde insanların yardımıyla buralarada yerleşebilmişlerdir.
Familyanın büyük bir farkla en yaygın ve en tanınmış mensubu olan köpeğin (Canis lupus familaris) insanların elinde geliştirilmiş 300 civarında birbirlerinden çok farklı görünümlere sahib ırkları bulunmaktadır. Bu yüzden familyanın en büyük ve en küçük mensubları köpek ırkları arasında bulunabilir. Ancak doğal köpekgil türlerinin arasında en küçükleri (40 cm + 25 cm kuyruk. 1,5 kg) uzun kulaklı çöl tilkisi ve en büyükleri (160 cm + 52 cm kuyruk. 80 kg) kurdun Alaska ve Kuzey Avrupada bulunan bir alt türüdür.
Ortak özellikleri
Köpekgillerin daima uzun ve yassı bir kafatası, genelde 42 dişleri vardır; sadece çalı köpeği, Asya yaban köpeği ve iri kulaklı tilkinin diğerlerinden farklı olarak 44 dişi olur. Diş ve çene yapıları koparmak ve çiğnemek için tasarlanmış gibidir. Herşey yiyici hayvanlardır, ama en çok et ile beslenmeyi severler.
Parmaklarının üzerinde yürürler. Ön ayaklarında 5 ve arka ayaklarında 4 parmakları bulunur. En mühim duyu organları burunlarıdır. Koku alma kabiliyetleri çok iyi gelişmiştir.
Evrim tarihi
Köpekgillerin ilk ataları 60 milyon evvel Kuzey Amerika'da ortaya çıktığı düşünülür. Ancak bu "Miacis" cinsini oluşturan ilk ataları, uzun vucutlu, kısa bacaklı, kedilerde olduğu gibi tırnaklarını içeriye çekme yeteneğine sahip ve ayılar gibi ayak tabanlarına basarak yürüyen küçük hayvanlardı. Bu yüzden Miacis cinsinden aynı zamanda kedigiller, sırtlangiller, sansargiller, rakungiller, misk kedisigiller ve ayıgiller familyalarının da türemiş olduğu kabul edilir.
15 milyon yıl evvel bugünki köpekgillere daha çok benziyen bir cins ortaya çıkmışdır; Tomarctus. Bu cinsin bacakları daha uzun, ayakları daha toplu, ağızı daha uzun ve beyini Miacis cinsinkinden çok daha büyük olduğu ve hatta yaşam şeklide bugünki köpekgillere benzemiş olduğu tesbit edilmişdir. Bu cinsden bütün köpekgillerin türediği kabul edilir.
Canis cinsinin en eski fosilleri 2 milyon yaşındadır ve Avrasyada bulunmuştur.
Türkiye'nin köpekgilleri
- Kurt (Canis lupus)
- Köpek (Canis lupus familaris)
- Altın çakal (Canis aureus)
- Kızıl tilki (Vulpes vulpes)
Bazı kaynaklara göre Asya yaban köpeği'de Türkiye'nin kuzeydoğusunda görülmüştür, ama bu haberler henüz emin olabilecek nitelikte değildr.
Ayrıca korsak tilkisi, rakun köpeği ve kum tilkisinin Türkiye'de bulunma ihtimalleri vardır ama bu fikirlerin herhangi bir kanıtı yoktur.
Sınıflandırma
Köpeğe benzeyen türleri ve tilkiye benzeyen türleri köpekgiller familyası içersinde iki ayrı kol altında toplamak amacı ile Vulpini ve Canini adında iki oymağa ayrılırlar. Ancak buna rağmen Canini oymağında (asıl köpekler) tilkiye benzeyenler ve Vulpini oymağında da (asıl tilkiler) köpeklere benzeyenler bulunur.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Su aygırı
23/2/2007 · Kategori: hayvanlar
Su aygırı (Hippopotamus amphibius), Nil aygırı olarak da bilinir, Hippopotamidae (Hippopotamidæ) familyasından çok büyük memeli bir otobur hayvandır. Bu familyanın diğer türü ormanda yaşayan küçük aygırıdır. (Choeropsis liberiensis)
Bilimsel ismi olan Hippopotamus, yunanca ἱπποπόταμος -Nehiratı (ἵππος = hippos - At ve ποταμός = potamos - nehir) kelimesinin latince şeklidir. İsmine rağmen su aygırı, atlardan çok balinalara ve yunuslara daha yakın akrabadır . Nil aygırı adı, ilk su aygırlarının bugün alt kısımlarında artık türü kurutulmuş olan Nil kıyılarında keşfedilmiş olmasına dayanmaktadır.
Özellikler
Yetişkin bir su aygırının omuz yüksekliği 1.50 m, vücudu 4.50 m uzunluğundadır ki bundan, gövdeye basık kuyruk 50 cm pay alır. Su aygırı 2700 ile 4500 kg ağırlığındadır. Böylelikle gergedanlarla birlikte fillerden sonraki en büyük ikinci kara hayvanı konusunda rekabet halindedir. Bir su aygırı belli durumlarda saatte azami 48 km/sa. hıza ulaşabilir.
Su aygırı'nın kafası çok büyük, geniş, basık, ve 450 kg'a kadar ulaşan ağırlıktadır. Kulaklar, gözler ve burun delikleri kafa profilinde oldukça yükselmiştir. Böylelikle hayvan su yüzeyinin alltında yüzer ya da dinlenirken, sadece bu organlar sudan yükselirler.
Su aygırlarının 44 dişi vardır. Her iki yanda da 3 kesici diş, bir köpek dişi, dört öğütücü azı ve üç azı dişi bulunur. Alt çenedeki kesici dişler hemen hemen domuzlardaki gibi yatay dururlar ve devasa bir tehtit oluştururlar. Yukarıdaki köpek dişlerine karşı işleyip, karşılıklı birbirlerini keskinleştirerek tehlikeli bir silah olurlar.
Kısa bacakları üzerindeki fıçı şeklindeki gövdesi hemen hemen çıplaktır. Gri-siyah deri rengi, deri çizgilerinde ve göz, kulak bölgesi çevresinde pembeleşir.
Dağılım
Tarihi zamanlara kadar su aygırı, Afrika'da Sahara'nın güney kesimlerinin yanında, Nil bölgesinde ve 3500 yıl önce ortadan kalktığı Mezopotamya ve Kuzeybatı Afraika'da da yaşamıştır. Ürdün Vadisi'nde daha 2000 yıl öncesine kadar bulunurdu. Bugün sadece, Afrika'da Sahara'nın güneyinde Aşağı Nil ve Kap bölgesi gibi geniş alanlarda yaşar ve Batı Afrika'nın geniş alanlarında kökü kurumuştur. Yavaş akan, kıyı şeridi ve kumsalı olan her büyüklükte akarsularda, ısısı 18 ve 35 °C aralığında sularda bulunur. Otlamak için, akarsuyun yakın çevresinde otluk bölgelere ihtiyaç duyar.
Aşağıdaki koruma alanlarında su aygırları gözlemlenebilirler: Ndumo, Krügerpark, Moremi Game Reserve, Chobe, Mana Pools, Kafue, Südluangwa, Upemba, Tsavo, Arusha, Manyarasee, Ngorongoro, Salonga, Ruwenzori, Virunga, Murchinson Şelaleleri, Kraliçe Elizabeth, Meru ve Massai Mara, Malavi Gölü, Malombe Gölü, Shire Nehri, Zambezi.
Yaşam tarzı
Su aygırları Okullar olarak tabir edilen (ing. "Hippo Schools") 20 ye kadar hayvandan oluşan gruplar halinde yaşarlar. Grupların su ve karada sabit olarak sınırlandırılmış egemenlik alanları vardır. Alanın işaretlenmesi, erkek tarafından dışkısını dairesel kuyruk hareketi ile fırlatamasıyla olur. Yaşlı erkekler bazen tek başlarına olsalar da alışılmış olan, gruba liderlik yapmasıdır. Gruplar, dişiler ve yavrular bazen de genç erkeklerden oluşur.
Erkekler birbirlerine karşı kontrol alanlarını sert şekilde savunurlar. Birbirleriyle rekabet eden erkekler, hatta ölümle de bitebilen ağır kavgalar yaparlar.
Su aygırları, suda bir hayata çok iyi uyum sağlamışlardır. Karada terleme suretiyle çok su kaybederken çok hızlı güneş yanığı olurlar. Suyun ve güneşin etkilerinden, uyarıldıklarında kuvvetli bir şekilde salgılanan pembe rengi sümüksü bir salgı ile korunurlar. Suyun altına sıkça burun deliklerinin üstüne kadar dalarlar. Bu delikler kapandığından, su aygırı rahatça 10 dakika su altında kalabilir. Su aygırları hayatlarını su içinde geçirselerde esasında kötü yüzücüdürler. Çoğunlukla akarsuyun zemininde yürür ya da kendilerini suya taşıtırlar.
Genelde geceleri karaya çıkarlar ve düzlüklerdeki otları yerler. Günlük bitki ihtiyacı 50 Kg tutar. Yavaş akan nehirlerin yakınında bulunan, yeşil düz çimleri hatırlatan alanlar, su aygırlarının otlak alanlarıdır. Bu otlaklara ulaşmak için yine de günlük beş ile on kilometrelik mesafeyi geride bırakırlar. Bu esnada gruplar düzgün patikalar oluşturur (İng:"Hippo Trails").
Aslan ve timsahlar genç su aygırlarına saldırsalar da, gençler yetişkinler tarafından korunduklarından ender olarak başarıya ulaşırlar.
Üreme
Su aygırları kuraklık zamanının başlagıcında çiftleşir ve sekiz aylık bir gebeliğin ardından yağmur zamanı tek bir yavru doğururlar. Doğum da döllenme gibi su içinde gerçekleşir. Döllenme sırasında dişi nerdeyse tamamen suya bastırılır ve sadece hava almak için yüzeye çıkar. Yeni doğan aygır 30 ile 50 kg arasında olup, doğumdan hemen sonra yürüyebilir ve kendini zeminden su yüzeyine itebilir. Anneler su içinde yavrularını emzirdikleri ve yavrunun gece otlamaya giden annesini takip edebilmesi için bunu yapabilmeleri gerekliliktir. Yavrusuna şekil vermek, kendisine bağlamak için anne yavrusunu, ilk günlerde özellikle güçlü bir şekilde savunur ve hiçbir su aygırını yaklaştırmaz. Sonradan ikisi de gruba katılır. İlk haftalarda yavru sadece anne sütü ile beslenir, yavaş yavaş buna bitkisel besinler eklenir. Yaklaşık bir yılın sonunda genç, sırf bitkisel gıda ile beslenir. Genç bir hayvan yedi yıla kadar bir süre annesinin çevresinde kalır. Yaklaşık 6 yıl sonra genç dişi su aygırı cinsel erginliğe ulaşır. Dişiler her iki yılda bir ürerler. Erkekler 6 ile 8 yıl arasında ergenliğe ulaşsalar da kendilerine ait bir alanları olmaz. Bu yüzden 20 yaşında veya daha geç çiftleşirler.
Vahşi hayattaki su aygırları 30 ile 40 yıl yaşarlar. Alışılmışın dışında uzun yaşayarak 53 yaşına ulaşmış su aygırı bullette(1952–2005) yılları arasında, Berlin Hayvanat Bahçesi'nde yaşamıştır.
İnsanlar ve su aygırları
Su aygırları, lezzetli etleri, fildişine benzer dişleri ya da sadece zevkine insanlar tarafından her zaman avlanmışlardır.
Su aygırı yaygın görüşün aksine barışçıl bir hayvan değildir. Afrika'da timsah ya da aslan gibi pek çok büyük hayvandan daha fazla ölüm vakasına sebeb olur. Saldırı sırasında başını kafasını bir şahmerdan gibi kullanırken, 50 cm bulan köpek dişleri aynı şekilde tehlikeli silahlarıdır. Bunlar yetişkin bir timsahı bir ısırıkta ikiye ayırabilirler. Su aygırı kayıklara saldırmaktan da çekinmezken, küçük olanlarını ters-yüz edebilecek durumdadır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Son Yazılarım
Kategorilerim
Arkadaşlarım
- candan
- afacanlar
- iremkiz
- magicdesignhayaleturet
- bilimcocuk
- miracmert
- mehmet gelir
- indirkullan
- nurmumin
- sdbloom
- winxvegruphepsi
- crazypink
- haylazlarkizlar
- cerenoztepe
- 12sude
- muratersenn
- sevinlibebek
- bilimyurdu